Değişik bir insandı Şefik. Her zaman ağır tavırlar takınır gereksiz konuşmaların olduğu ortamlarda onun hiç işi olmazdı. Bir şekilde aramızdan sıyrılırdı anlayacağınız. Kuşimato sokağının oralarda bir yerde yurtta kaldığını bilirdik sadece. Muhabbetimize pek dahil olmadığından kendisini çok fazla tanıyamamıştık okulda. Aramıza bi tek beden derslerinde maç yaptığımızda kaleye aldığımızda girerdi.
Yine babamın uykuya daldığı bi akşam gizliden kapmıştım arabanın anahtarını. Direk Birol'la Egemen'i aradım. Parkta olduklarını öğrenir öğrenmez bastım oraya gittim. Onları da alıp sahilde son ses İsmail yk'nın bas gaza şarkısıyla ilerliyorduk. Bizimkiler arabayı bulunca direk kız hayalleri kurmaya başlamış, 'olum melisi mi arasak onun kankalarıda vardır düşünsene 3 kız atarız arabaya çekeriz kamelyalara'' falan diyerek kafa ütülüyorlardı. Derken Birol birden durmamı söyledi. Sahilde Şefik'i görünce arabayı geriye alıp seslendik. Onuda alıp seyyar bi köfteciden köfteleri sardırıp sahil kenarına geçtik.
Bir yandan köfteleri gömüyor bir yandan da kız muhabbeti yapıyorduk. Birol her zaman yaptığı gibi ''şu kız bana baktı'' ''o benden hoşlanıyor'' ''bu kesin verir'' muhabbetleriyle kafamızı sikerken benle egemen ise 2. köftelerimizi açmakla meşguldük. Şefik ise her zaman olduğu gibi bir köşeye kıvrılmış bizden ayrı köftesini yerken bir yandan da uçsuz bucaksız akdenizin güzelliğine kaptırıyordu kendini.
Saat artık 3e geliyordu. Uykumuz gelmeden kalkalım deyip arabaya atlayıp açtık müziği. Kafaları sallaya sallaya girdik mahalleye. Birol'la Egemen'i sokağın köşesine atıp Şefik'le beraber yurdun yolunu tuttuk. Yanımda baya soluk ve sinirli duruyordu Şefik. Yapım gereği sessizliği sevmediğimden bir de tek yakalamışken şefikle konuşmak istedim.
-Muhabbetine de doyum olmuyor be olm
+Canım sıkkın knk biraz
-Hayırdır olm kim sıktı canını söyle ona sürelim arabayı eheh
+Cidden sürer misin ona arabayı?
-Dur be olm ne bu ciddiyet? Kim lan bu kız bizim okuldan mı yoksa?
+Yok
-Hangi okuldan?
-Okumuyor.
Ona döndüğümde gözleri kan çanağına dönmüş bir haldeydi.
-Kim olum bu kız söyle yerini gidelim hadi?
+Tamam ilerden sağdan yap..
Bir yandan yol tarif ediyor bir yandan da hüngür hüngür ağlıyordu şefik. Üstüne gitmemek için daha fazla soru sormadım. Derken durmamı söyledi. Gecenin 4'ünde ortalıkta tek bir allahın kulu dahi yoktu ve durduğumuz yer karanlık tenha bir sokaktan ibaretti. Sokak ışıkları dahi olmadığından yerin neresi olduğuna dair hiç bir fikrim yoktu.
Arabadan iner inmez 'beni takip et' deyip hızlıca yürümeye başladı. Ben arkasında nereye gittiğimizi sorarken o bir anda üstünde dikenli telleri olan bir duvara tırmanmaya başladı. Derken dikenli tellerin yamulmuş yerinden içeri atladı. Beynim yanmıştı. Ne yaptığı hakkında en ufak bir fikrim dahi yoktu. Benim bu cüsseyle o duvara onun kadar hızlı tırmanabilmem zaten başlı başına imkansızdı. Kafamda deli sorular üretip bir an Şefik'in kesinlikle şizofren olduğu kanısına varmıştım.
Zaten geri döner deyip bi sigara yakmaya karar verdim. Sigara sarmadı. Kafamda ki soru işaretlerinin tek cevap anahtarı duvarın arkasında saklıydı. Oraya girmeliydim. En azından yukarı çıkıp bir bakabilirdim. Zıplayıp duvarın üstüne ellerimi attım ve zor bela duvara çıktım. Şöyle bi gözümü gezdireyim derken gördüklerimle beynimden vurulmuşa döndüm. Burası mezarlıktı!!
Şefik yarım kazılmış bi mezarlığın içinde oturmuş hüngür hüngür ağlıyordu. Duvardan atlayıp yanına gittim. Oraya yaklaştığımda gördüklerim karşısında beynim alev aldı. Kazılmış toprağın hemen altında bir ceset sadece yüzü görünür bir şekilde duruyordu. Bir an bunun bir kabus olduğunu düşündüm ama gerçekti işte. Şefik orada yüzü görünen bir cesedin yanına uzanmış hüngür hüngür ağlıyordu. Korkuyla ona seslendim.
-Olum... lan... Şefik... Abi napiyon sen?
Bana döndü ağlamaklı bir şekilde:
+Bana kızın kim olduğunu sormuştun ya, işte burda bak, işte bak bu amına kodumun toprağına gömdüler onu. Bende gittim onu çıkardım.
-Abi ama... o öldü. Gömülmesi lazım.
+Toprağın altını hakeden sürüyle insan varken o bunu hak etmiyor Mehmet. Çok seviyorduk lan biz birbirimizi. Neden bana bu reva görüldü. Neden ben olum. Hani Allah seviyordu lan bizi! Bu hayatta ki tek yaşama sebebimi neden aldı benden. Hani lan sevenleri ayırmak günahtı. Allah günahkar mı olum? Allah beni sevmiyor mu? Beni sevmeyen, bana bu yaşımda bu ızdırabı reva gören Allahı ben neden seveyim? Söylesene neden seveyim?
Çıldırmış gibiydi. Derken cesedin yüzüne tekrar döndü.. Biraz yumuşadı..
+Ne hayallerimiz vardı lan bizim. Aynı üniversite aynı iş aynı hayat.. Çocuklarımızın isimlerini bile koymuştuk.. Poyraz ile Kumsal.. Birlikte Karadeniz turu yapacaktık lan.. Sahilde el ele yürüyecektik. Ta ki o anasını siktiğimin kanseri başına musallat olana kadar. Hastanede yattı. Tam 27 gün. Dokunmaya dahi kıyamadığım saçlarını kesmişlerdi. Ama benim için halen dünyanın en güzel kızı O'ydu. Biliyor musun tek bir gün bile yanız bırakmadım onu ben. Hastanenin önünde kapalı bir bankamatik vardı onun içinde yatıyordum. Servise beni almadıkları için camdan aşağı bakıyordu beni görmek için. Beni görünce gülüyordu lan. Olum yemin ederim çok güzel gülüyordu lan.
Yanında ağlayacak duruma gelmiştim. Bende ağlarsam iş çığırından çıkacaktı artık. Oturdum yanına. Paketten bir sigara çıkardım. Derken elime dokundu..
+Sigara kokusunu sevmiyor kanka. Lütfen yanında içme..
''O öldü ama olum'' diyemedim. Onun yerine, daha fazla bu durumu kaldıramayacağımı anlayınca ''haydi kalkalım'' dedim. Ayağa kalkıp toparlandı. Cebinden bi peçete çıkarıp cesedin yüzünü örttü. Sonra da elleriyle kazdığı toprağı yine elleriyle ceset görülmeyecek şekilde üstüne attı. Toprağı her atışında feryat figan ağlıyordu.
Koluna girip onunla arabaya gittim. Onu yurduna bıraktım, bende eve geçtim. Odama girdim. Küllüğü aldım oturdum yere. Sonra ne mi yaptım?
Ağladım ulan...