Şu amına koyulası dünyada güzel olan herşeyin birer birer yok olacağını çok erken yaşlarda öğrenenlere selam olsun..
Gözlerimi açtığımda evimdeydim. Mersin Mahmudiye'de..
Burada ne işim vardı?
Annem her zaman ki gibi sabah babam işe gideceği için kahvaltı hazırlamış ekmek almam için beni uyandırmaya gelmişti..
-Oğluşum hadi kalk benim güzel oğlum yakışıklı oğlum hadi ekmeğe git annem..
+Ya anne abime söyle daha dün ben gittim yaa
-Tamam oğlum kalkmayın o zaman ben giderim..
+Ya tamam dur kalkıyoruz ya..
Güne yine annemin acındırmaları ile zorunlu bir kalkış yapmıştım. Lakin o an bişeylerin farklı olduğunu hissediyordum moruk. Değişikti yani ben normalde sabahları ekmeğe giderken sinirli olurdum, ama o an mutluydum amk..
Elimi yüzümü yıkayıp annemden para alıp apartmandan aşağı koyuldum. Evde ses yaptığımız için bizden hep şikayetçi olan ama bir o kadarda bizi seven alt komşumuz seher teyze her zaman yaptığı gibi beni kapının aralığında bekliyordu.. Tam önüne geldiğimde kapıyı açtı..
-Mehmet bana da 2 ekmek alır mısın yavrum..
+Tabi seher teyzecim almam mı ya ehehe
-Tamam güzel oğlum gelince kapıyı çalma tahsin amcan biraz hasta, uyuyo.. seslen ben aşağıya sepet yollarım
+tamam teyze öyle yaparım geçmiş olsun
-Sağol yavrum..
Apartmandan çıkar çıkmaz yanımızdaki bakkalımız bülent abiyi gördüm. Günaydın abim dedim. günaydın memo dedi ve fırın sokağına girdim. Sokağın başında oturan hristiyan katrina teyze her zaman ki gibi çiçekleri suluyordu. Ona da kıssadan Günaydın deyip yoluma devam ettim. Hava inanılmaz bir şekilde mükemmeldi. Ne soğuk ne sıcak. Mikail bugün işini harika yapıyordu.
Nedenini bilmediğim mutluluk hissi halen sürüyordu. Lakin bir şeyler farklı ve değişikti moruk. Çözemediğim, anlayamadığım, kavrayamadığım bir şeydi bu.
Velhasıl kelam fırına gelmiştim. Her zamanki gibi fırının sahibi mehmet amcanın yeğeni (aynı zamanda mahalleden arkadaşımız olan) Seko odunları depodan kollarına yüklemiş içeri götürüyordu..
-Memo yardım et lan
+Geldim bro bekle
-Şu üsttekini al knk düşecek bak
+Şu mu?
-Orama dokunma piç ahahaha memo memooo.. ah şerefsiz piç amına koycam senin ah..
+ahahahaha amına koduğum ver hadi ver alim şunları
-Bi kerede insan gibi alsan şaşırcam piç herif..
deyip serkanla gülüşerek içeri girdik. Fırının çalışanları olan halil abi hasan abi ve ayşe ablayı gördüm ve cümleten günaydın dedim. Her bir ağızdan günaydınlar bitince mehmet amcaya döndüm..
+Mehmet amca bana 7 pide, 2si ayrı 5i ayrı olsun abi
-Parayı ver
-Al abi çalmıyoz paranı ya ahaha
Mehmet amca biraz değişik bi insandı. Henüz çocuklarının hiçbirini evlendirememiş olmakla birlikte fırının maddi durumunu fazla düşündüğünden hayatında pek de yaşanılası bir şeyi kalmamıştı.
Fırından çıkmış taze ekmeğimi alıp tekrardan geldiğim yoldan geri dönüşe geçmiştim. Biraz ilerledikten sonra mahallemizin pastanecisinin oğlu sezgin balkondan seslendi..
-Hoop memo nabiyon
+Ekmek almış gidiyoruz olum işte görmüyon mu sen napiyon?;
-Bende oturuyodum.. az sonra bahçe mahallesiyle maç yapacağız geliyon dmi sana güveniyoruz biliyon..
+Geliyom geliyom tamam
-İyi hadi görüsürüz
+görüşürüz bro
Ne ara çağrılmıştım böyle bi maça en ufak bi bilgim yoktu lakin geliyorum demiştim.. Çok değişikti..
Eve geldiğimde annem kahvaltıyı hazırlamış herkes hazır bi şekilde beni bekliyordu. Babam her zaman ki gibi sitemkar ifadelerle ''nerde kaldın lan gene'' dedi. ''sıra vardı geldik işte baba ya'' deyip ekmeği bırakıp kahvaltıdaki yerimi aldım. Kahvaltımı yaparken birden aşağıdan toplu bağırtılar gelmeye başladı..
-Memooooooo..
Mahalleden arkadaşlarımdı bunlar.. Babamın suratındaki 'noluyo lan' ifadesini görür görmez balkona fırladım.. Ellerinde kames top ile toplanmışlar gülüşüp eğlenerek kendi aralarında konuşuyorlardı.. Ben seslenince hepsi birlikte bana döndü..
-Noldu lan ne var?
+Aşşa gel olm maç var demedik mi?
-Tamam geliyoz bekleyin 2 dk
+Çabuk ol lan
İçeri girip ben çıkıyom dedim.. Annem her zaman ki gibi oğlum 2 lokma bişey yeseydın aç aç maç mı yapılır falan filan derken ben odaya girmiş ruud van nistelrooy formamı giyiyordum bile.. 'doydum anne ya ben kaçıyom hadi öptüm seni, baba sanada kolay gelsin' deyip kapıyı kapayıp aşağıya indim..
Bizimkiler apartmanın kenarında saklanmış bana bi piçlik yapacaklarını aşağıda ki sessizlikten anlamıştım bile.. Apartmandan dikkatlice çıkıp sağıma soluma baktığımda kimse yoktu. Acaba parka mı gittiler deyip yürümeye başladım ki arkamdan ayaklarımdan tutup havaya kaldırıp zıplatmalarıyla gözlerim fal taşı gibi açıldı.. Piçler öyle bi havaya atıyolardı ki beni, ne kadar korksam da hoşuma gidiyordu, gülüyorduk, mutluydum amk.. Bu mutluluğa o kadar açtım ki, bunu iliklerime kadar hissediyordum.
Velhasıl kelam beni aşağı indirdiler ve parka geçtik.. Mahalle takımımızın kaptanı deli kadir 'haydi beyler 1 lirasına maç yapıyoruz bu maçı kazanmamız lazım' nidalarıyla kafamızı sikerken bile mutluydum. İçten içe burada ne işim var amk diyor, düne dair hiçbir şey hatırlamıyordum. Evini zor geçindiren bir babanın asgari maaşına gelen 50 lira zamma sevinmesi, şükretmesi kadar değişik bir mutluluktu bu..
Parktaki bankların altını minyatür kale olarak belirleyip karşılıklı 3e 3, 4e 4 maç yapıyorduk.. Güzel günümde olacam ki çok iyi oynuyordum. Hata yapmıyordum. Bu da mutluluğuma ayrı bi mutluluk katıyordu. Neler olduğunu artık düşünmüyor sadece anı yaşıyordum.
Mahallemizin endüstri meslek lisesinin beton futbol sahası olan, bizim deyimimizle 'sanat okulu'na gelmiştik. Bahçe mahallesi sahaya çoktan gelmiş bizi bekliyorlardı. Sonra kuralları koyup -kaleci oyuncu yok, kaleden kaleye gol yok, topu dışarı atan takım alımaya gider, top patlarsa en son dokunan parasını öder gibi kurallarla- maça başlamıştık. Ben her zaman ki gibi orta sahada takılıyordum. İyi oynadığım için arkadaşlar topu habire bana atıyordu. Maç esnasında çok güzel paslar çıkarıyor orta sahadan dahi denesem nedenini bilmediğim bi şekilde çok güzel goller atıyordum..
Mutluluğun afrikasından gelmiş gibiydim. Açtım buna ve kana kana yaşıyordum bu huzuru. O an ben dışında kimseler yoktu dünyada. Mutluluğun zirvesindeydi..
Lakin bi an duraksayıp ciddi ciddi noluyor ya dedim. Biz yıllar önce buradan taşınmıştık, ben burda yaşamıyordum, ne işim vardı burda? Zihinimin içinde düşünceler birbirine tecavüz ediyordu.
Sonra bütün mutluluğu sonlandıran bir sesle irkildim ve manzarayı görmek için Safirin tepesine çıkıp bi anda o zirveden aşağı düşmek gibi berbat oldu herşey..
-Memo hadi uyan kahvaltı yapalım memooo..
+Siktirin gidin başımdan..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder